12.03.2010

Bu Kalp Seni Unutur Mu?

Basliktaki dizi iptal oldu. Proje bazinda bakildiginda basarili bir is degildi. Oyunculuklar kotu, diyaloglar yapmacik ve sanat yonetmenligi yerlerde surunuyordu. '83 yilinda vatkasiz kiyafet giyeni dovuyorlardi ama bu dizide bir allahin kulunda vatka yoktu.

Neyse varmak istedigim nokta bambaska. Efendim televizyon radyo gibi kitlesel araclarin aslinda insan hayatinda egitici ogretici yerleri vardir daha dogrusu olmalidir. Dolayisiyla televizyonun bir aptal kutusu olusu sadece yurduma has bir durum. Belgesel diye bir sey var mesela literaturde, cocuklar icin birbirini parcalayan kediler ve farelerden ote egitici programlar var ve evet yasliyim, cizgi film kulturum Tom ve Jerry'yle sinirli. Yemek programlari da var milletin soylular gibi davranmaya calisip cemkirmedigi. Liste uzun, siz anladiniz beni...

Bahsi gecen dizinin bu baglamda onemi cok buyuk bence. Bir dizi bile olsa en azindan yakin tarihimizle ilgili bir ipucu verecekti biz Ozal cocuklarina. Ama olmadi, rating yarasi aldi ve yayindan kaldirildi. O kaldirilinca Hatirla Sevgili diye bir dizi varmis ona bakayim bari dedim internetten ve butun bolumlerini izledim. Bu izleyis bana cok sey katti sayin okuyucular. Ben cok azili Ozal'ci, Evren'ci ve Amerikan'ci bir ailenin cocuguyum. Uzun bir sure, Kenan Evren'i tonton bir amca olarak bildim, darbelerin guzelliklerine inandim. Yurumuyorsa sallandirirsin iki kisiyi is hallolur sandim.

Uyanmaya baslayisim cok uzak degil, 3-5 sene oncesidir en fazla. Ama gercekten bazi seyleri farkedisim, merak edisim ve ogrenisim bu diziyle olmustur. Ne kadar aci olsa da gercek. Boyle bir donemin cocuklariyiz biz ve yetiskin olduk artik. Olan bitene kayitsiz, 1938'den sonrasini onun bunun agzindan hurafe olarak duymus ama orali olmamis bir nesil olarak geziniyoruz etrafta.

Ben de oyleydim ama en azindan aydim, belki bu dizi iptal olmasaydi baskalari da ayacakti. Biz ilkokul siralarinda dirsek curutmeye basladiktan cok az bir sure once ne kiyametler koptu onlari ogreneceklerdi. Alp Aslan'in atinin kuyrugunu tarayip gittigi Malazgirt Savasi kadar sanli bir tarihimiz olmadigini ogrenmek aci olacakti belki... Ama bunlari okullarda ogretmiyorlar ve ogretmeyecekler.

Iste bu yuzden televizyon ve radyo onemlidir, egitici ogretici olmalidir. Yuzeysel bile olsa gercek konulara degindiklerinde insanlarin bakislarini degistirebilirler. Degistiremeseler de en azindan yolunu acarlar.

Geyik lazim, yoksa hayat gecmez ama bu kayitsizlik icimi burkuyor. Bu iki diziyi izlerken cok uzuldum, hic bir seye o nesil kadar yurekten bagli olamadigim icin... Ne solculuk, ne sagcilik degil derdim, herhangi bir seye baglilik; hayatta bir ideal sahibi olmak, bir amac ugrunda ugrasmak belki savasmak.

Daha dogmadan bu yetiyi elimizden alan, bir darbeyle boyle bir nesli yaratan sanli ordumuza buradan selam ederim...

8.02.2010

ORMANTIK KOMEDI


Malum olunageldigi uzere, her konuda soyleyecek bir seyim vardir benim. Cok konusurum, umarim bos konusmam...

Gelelim sadede, bugunun konusu Romantik Komedi isimli guzide eser.

Fragmanlarini gordum, sempatik bir filme benziyor diye dusundum ve pazar gunu bu filmi izlemeye gittim iki arkadasimla. Oncelikle zaman ve nakit kaybi oldugunu soylemeliyim.
Her ne kadar sinema salonuna benimkinden tamamen zit goruslerin hakim oldugunu gormus olsam da, bu kanaatimin arkasindayim.

Ilk maruzatim filmdeki sozde reklam ajansi. Oyunculara konkur dedirtip, ellerine iki tane storyboard tutusturunca ajans atmosferini sagladiklarini dusunmus olabilir filmin yaraticilari. Ama ben yemem. 3 senemi harcadim bir ajansta. Junior adama musteri karsisinda sunum yaptirmazlar, birak yaptirmamayi toplantiya bile rica minnet sokarlar. Oyle gece surtmeleri, ise gec gitmeler, istedigin saatte cikmalar falan zaten hayatta olmaz. Adi ustunde; junior. Etinden de sutunden de yararlanirlar insanin. Yeri gelir bir basligi yuzlerce kez yazdirirlar, yetmez yer bile supurttururler, karsiliginda da uc kurus tutustururlar elinize.
Su reklamcilik da hep cok havali lanse ediliyor nedense, anlamadim gitti...

Filmin konusunu anlatmaya gerek yok, adi ustunde zaten. Ama konu kopuk. Karakterler ise bir garip. Mesela karikaturize eleman gurgen palamudunun canlandirdigi insanla arkadas olabilecek bir tane erkek olduguna inanmiyorum ben. Varsa sozumu geri almasini da bilirim :)
Kadin kararterlerin aralarindaki yas farki da cok bariz bir sekilde ortada, dolayisiyla "muhtesem dostluklari" bir yalan oluyor aninda.
Engin Altan Duzyatan'a Kurklu Merkur'den beri hastayim, o yuzden ona tek bir lafim var; "Heba etme canim sen kendini boyle islerde, yeteneklisin, yakisiklisin, ne gerek var bunlara..."
Dadi dizisinden tanidigim kiz-ki su anda ismini kesinlikle hatirlayamiyorum- ugrasirsa olacak. Arti Amerikan ornekleri de hep bu tip filmlerle cikis yaparlar. Dolayisiyla gidisat dogru, bir kac film sonra daha oturakli islere gecmesini temenni ediyorum.

Genel olarak sunu soyleyebilirim ki; cok vasat bir amerikan romantik komedi ozentisi/taklidi izledim. Uzgunum...

Bu kopuk ve en az film kadar kotu yazimi sinemadan cikarken izleyenlerin birinden duydugum cok acaip su cumleyle bitirmek istiyorum;
"Ayy hep amerikan filmi hep amerikan filmi, sıkılmistik valla. Bak ne guzel film cekmisler!" Saka misiniz siz??!!!

19.01.2010

ALTIN KURE

Eveeet bir kis mevsiminin daha sonlarina dogru yaklasirken, odul sezonu da acildi. Biz sinemaseverlerin izlemekten hoslandigi organizasyonlar oluyor bu torenler. Ya da en azindan benim icin oyle.

Velhasil, son 3-5 senedir gittikce bakkallastigina inaniyorun ben bu torenlerin. Ha diyeceksiniz; "Sen bu konuda bir otorite misin?", tabii ki; "Hayir" diye cevaplayacagim. Ama iyi bir izleyici oldugumu soylersem cok da kendimi begenmislik etmemis olurum diye dusunuyorum.

Gelelim bu yilki ALTİN KURE odullerine. Efendim ben bu Hollywood Foreign Press Association denilen olusumun su oylama isini nasil bir halet-i ruhiye icinde yaptigini cok merak etmekteyim. Cunku bir insan grubu Haneke'ye odul verip de arkasindan Hangover'a kure takdim ederse benim aklima soru isaretleri takilir.


Mesela; White Ribbon'dan sonra gecenin gec saatlerinde Hangover'i izlemek zorunda kaldiklarini dusunurum. Butun gun film izlemekten kan canagi olmus gozlerini, sulanmis beyinlerini rahatlatmak icin alternatif yollara basvurduklarina inanirim. Uyelerden birinin oglunun odasindan ot caldigina, otu guzelce sarip arkadaslarla tutturduklerine kalibimi basarim.
Yoksa hic bir insan evladi 31 cekiyormus gibi yaptirilan bir bebegi ihtiva eden su filmin oyuncularini sahneye odul icin cikarmaz. Olsa olsa sebeklik icin alirlar onlari oraya. Boyle ikilemler icerisindeyken sevgili Haneke'ye bir cift sozum var. (Evet sevgili dedim, bu memleketin bir cocuguyum, besinci sinif sarkici agzindan kurtulamiyorum.

Be adam, gittin Funny Games'i Amerikanca cektin. Afedersin ama guzelim filmin icine ettin. Tamam yillardir piyasadasin, yeni dunyada adini bilen yok, gider ayak su dunyayi yoneten abiler de beni takdir etsin dedin.
Sonra White Ribbon'a geldi sira. Izlemedim ama duydum ki; yumusamissin, bu filmden boyle anlasiliyormus. Ama takdirinden sual olunmaz holivud medya pres sana odul verdi. Hem de en yumusak filminle!!!! Benny's Video'yu izleseler ne derlerdi acaba? Uzuldugum nokta nedir biliyor musun? Simdi ne kadar cakma entel dantel varsa hepsi senden haberdar. Numarasiz kemik gozlukleriyle kiz kaldirmaya calisan abilerin mezesi olacaksin. Sen benim ayakta kalan son kalelerimden biriydin, tecavuze ugradin.

Neyse kapatiyorum bu Haneke konusunu, yuregim kaldirmiyor.

Her sey bu kadar kotu degil tabii ki; bir Ricky Gervais harikasi vardi mesela. Sonra Martin Scorsese cikti sahneye odul almak icin. Tum sinema sektorune tesekkurlerini sundu. Bir cok yonetmen ismi saydi, sinemanin bu yonetmenler sayesinde buralara geldigini soyledi, soylerken Bergman'i zikretti. Gonlumdeki tahtinin gercek sahibi oldugunu kanitladi. Robert Downey Jr vardi sonra. Odul konusmasiyle yuzumde guller actirdi. Bir insan gecmisiyle bu kadar mi barisik olur??

Simdi sirada Oscar toreni var; vakt-i zamaninda Shakespeare in Love'a odul vermislerdi utanmadan, bakalim bu yil ne haltlar edecekler?

13.01.2010

Yas 12

Bir evvelki yazimda belirtmistim; tamamen kendi irademle gectigimiz 10 gun boyunca pek sevgili ilacim Betaferon'u kullanmadim. Irade kelimesi cok havali diye onu sectim aslina bakarsaniz benimkisi bildigin gerzeklik. Bu 10 gunluk sureci doktoruma danismisligim yok ne de olsa.

Ama hep soylerler, belirli bir sure boyunca bir ilac kullanildiginda ufaktan bir sıkınti emareleri bas gosterirmis. Bende de aynen ondan oldu. Gerci bendeki daha cok cocukluktu.

Cocukluk olmasinin sebebini anlatayim.
Efendim aileyle yasamanin getirdigi artilar kadar eksiler de var; annenin 31 yasa 13 yas muamelesi yapmasi, muhtelif elektronik aletlerin gosterdigi en kucuk arizada evde isminizin yankilanmasi, ustunu kalin giy, yemek ye, yalin ayak gezme...Eh insanin cocugu 70 yasina da gelse cocuk kaliyormus diyorlar, dogru herhalde. Daha doguramadim, sadece empati kurabiliyorum, anladigimdan degil :)Bir de mutfaga giderken bile ''Zipzip nereye?'' diye sorulmasi durumu var ki ona bayiliyorum. Nereye gidiyor olabilirim? Ya mutfaktir, ya tualettir. Goren de 500 metrekarelik evde oturuyoruz, telefonlari Ziyagil malikanesi diye aciyoruz sanir.

Hah durumun neden cocukca oldugun anlatacaktim. Anne baba isin icinde olunca, ozgur iradeyle bazi seyleri reddetmek de zorlasiyor tabii...

10 gun once ilac gunumun oldugu bir aksam annem odama girdi, ilac yapmamin gerektigini soyledi. Yok dedim yapmayacagim. Niye diye sordu, istemiyorum dedim. Saolsun zorlamadi annecigim. İki gun sonra yine ilac gunumde; ''Bugun yapacaksin herhalde degil mi ilacini'' dedi. Pozitif cevap verdim. Ama yas 12 ya bende; ilaci buzdolabindan aldim, gerekli malzemelerle birlikte odama gittim. Ve sonraaaa; hazirladigim ilaci peceteye enjekte ettim... Takip eden ilac gunlerinde ayni seyi yaptim. Ama pazar gunu kendime soz verdim tekrar duzenli bir sekilde ilaci
kullanmaya.


O gun geldi catti. Yine malzemeler elde, odaya dogru ilerliyorum. İcimden bir ses; ''peceteye peceteye'' diye bagiriyor. Vicdanim elvermedi, yaptim enjeksiyonu. Yapmaz olaydim, fazla canim yandi bu sefer. Sunlarin haplari cikinca cok mutlu olacagimi hissediyorum... Haydi ilac kartelleri, calisin, bir ise yarayin!!!

Kissadan Hisse:
Buradan alinacak yegane ders, yas kemale erince, ekonomik durum az biraz duzeltilince evi terketmektir sayin okuyucu. Ama tabii ana baba gibi yar olmaz bunu da unutmamak lazim. Seviyorum ulan!!!!

23.12.2009

Turkce, sana bir haller oldu?!!

Ben Turkce'nin aslinda ne kadar guzel, zengin bir dil oldugunu reklam yazarligi yaparken anladim. Bir ilanin altina yazi yazarken -ki bunun adi reklamci dilinde ne yazik ki bodycopy'dir- ayni kelimeyi iki kere kullanmamak icin gobegim catlardi. Sonra yavas yavas es anlamli kelimlere, hic kullanmadigim sozcuklere yoneldim. Hem body'leri kurtardim hem de kelime haznem genisledi.

Ama iste canim yurdum medyasi saolsun, insani aptaldan da beter bir halde getiriyor. Aptallik bir durum ne de olsa, yapilacak bir sey yok. Aptalligin beteri hal-i hazirda duzgun olan, tikir tikir giden bir seyin icin etmek.

Medyanin bununla alaksi da programlarda kullanilan Turkce'nin rezilligi. Bir Yemekteyiz fenomeni var farz-i misal. Evet izliyorum kendisini. Sirf sevgi-nefret hastaligim nuksetsin diye. Seviyorum cunku komik. Insanimin televizyona ciktiginda ne hallere geldigini gosteriyor, konusma konusunda ne kadar dar oldugumuzu anlatiyor, guluyorum. Ama tum nefretim de ayni sebeplerden. Cunku kendini sadrazamin sol taraflarinda ikamet ediyormus gibi gostermeye programli insanlarin buna uygun olsun diye abuk sabuk konusmalarina ifrit oluyorum.

''Ben goz karari degil tahminen yaparim yemeklerimi'' dedi kadinin biri gecenlerde. On dakika gulduk, sonra da uzulduk. Kendisinden kadin diye bahsettigimi duysa, kahrindan yataklara duser herhalde, malum artik disi kisminin sifati ''Bayan''.

Zaten milletce cok kibariz artik. Eski kaliplarin hepsi terbiyesiz ilan edildi. Lavabo demediniz mi manasiz bakislar atiliyor suratiniza. Anlamiyorlar ustelik ya da anlamamis gibi yapiyorlar utanacaginizi dusunerek. Kusura bakmayiniz kraliyet mensuplari, biz lavaboya degil tuvalete yani kubura sicariz. O yuzden de mekandan bu sekilde bahsetmeye devam edecegiz.

Orf ve adetlerimizi cilginlar gibi savunan, gelensel degerlerimizin ebedi bekcileri bu insanciklar, konusurken nedense medeniyetin kurucusu gibi davraniyorlar. E komik oluyor o zaman da. Sabah programlarinda durum nedir bilemiyorum, ama beterin beteri var, mutlaka saheserler yaratiliyordur.

Neyse benim telefonumu sarz etmem lazim. Operim.

24.11.2009

Allah devletime zeval vermesin.

Vermesin tabii, yoksa aylik fiyati 1750 lira degerindeki ilaci nasil bedavaya alabilirdim? Ama mumkunse ceki duzen versin. Mesela SGK'yi soyle guzelcene bir elden gecirsin.

Madem yarattin, takip et isyanlariyla aciyorum gunun konusunu: Devlet hastaneleri sorunsali.

Yasayanlar bilir, devlet hastanelerinin liselerden bir farki yoktur. Orada doktorlar sifatlarina gore ogretmen, mudur yardimcisi ya da mudurdurler.
Kapiyi calmadan iceri giremezsiniz. Fotokopi cektirmek en buyuk zulumdur. Kim kime dumduma bir sistem islediginden randevu denilen olusuma kimse riayet etmez. Hakkinizi aramak isterseniz kovalanirsiniz. Kazara profesorlere ''Hocam'' diye hitap etmezseniz; ciplak geziyormussunuz gibi bakislara maruz kalirsiniz.

Ama en fenasi doktor kaprisi cekmektir.

Soyle ki;
Uc ay onceki sisteme gore bir recetenin gecerli olabilmesi icin uc asamali burokratik bir yol izlemek gerekiyordu:
1.Uzman doktorun receteyi yazmasi ve raporu imzalamasi,
2.Profesorun receteye kase basmasi,
3.Tasdik kurulundaki ne ise yaradigi belli olmayan abinin receteye baska bir kase daha basmasi.

Tum bu asamalardan sonra receteyi yururluge sokma hakkina sahip olabiliyorduk.Ama tabii ki; ilerlemesi kolaymis gibi gorunen bu surec sekteye ugruyor.
Farz-i misal vermek gerekirse hayatimdan bes saat calan hadiseyi paylasmak boynumun borcudur.

Yaz basinda, biten ilaclarimin yenilerini edinmek icin Cerrahpasa'nin yolunu tuttum. Saat 09:30 civari doktorumun kapisinin onunde hazirola gecmistim bile. Yarim saat sonra yakaladigim bir uzman doktordan en masum ve en sirin halimle recetemi yazmasini rica ettim. Saolsun kirmadi, istegim yerine geldi. Bakiniz saolsun diyorum, cunku aslinda bu onun gorevi degil, biz oyle saniyoruz. Arkadas orada amme hizmeti icin bulunuyor dolayisiyla bunun bir lutuf oldugunu unutmayalim, kendilerine ona gore davranalim.
Neyse, yarim saat icinde receteyi alabilmis olmanin sevinciyle, ''Hocanin'' kapisini caldim ve saglik karnemi biraktim. Icimdeki mutlulugu anlatmaya kelimeler yetmez. Rekora kosuyordum, ortalama 40 dakikada o koridorlari terkedebilmenin hakli gururuyla gidecektim ise, dahasi var mi?

Ama gelin gorun ki; olmadi, olamadi...
Once yelkovan ilerlemeye basladi, sonra da akrep. Amanin, galiba yuzumde belirecegini dusundugum hakli gurur ifadesi yalan olacakti. Akrep ilerlemekten yorulmuyordu efendim, saatler geciyordu o koridorda. 11:30 civari, doktorun odasindan cikan hemsire/asistan kadina feryat ederek kaseyi sordum. Aramizdaki konusmayi aynen aktariyorum;

Hemsire: - Doktor Bey su anda receteleri kaselemiyor.
Zipzip: - Sebep?
Hemsire: - Cok sinirli.
Zipzip: - Bu beni ilgilendirmeli mi?
Hemsire: - Cok istiyorsan gir kendin sor.

Bu ipe sapa gelmez, sacmaligiyla Ezel ile yarisabilecek diyalogun ardindan iceri girmeye niyetlendim. Tam o anda, bagirmak diyemeyecegim bir honkurme sesi geldi. Telefonda birisine firca kayiyordu doktor. Tam mudurlere gore bir hareket.

Sonuc itibariyle, ben o hastaneden saat 14:30 da ayrildim. Orada kaybettigim saatler bir yila denk geldiginde Bagkur'a gidip bir yetkiliye - orada yetkili bulmak imkansiz, o konuya baska bir yazida gireriz - : ''Bana kaybolan yillarimi kim geri verecek?'' diye sormak istiyorum.

Ve emin olabilirsiniz ki; olur da hayatim boyunca bir MS ilaci kullanirsam, o koridorlarda gecen vakit yillara denk gelecek.
Tazecik guldum, Cerrahpasa koridorunda soldum, ama allah beterinden saklasin...

Gelegece umutla baktiginiz, hastanelerin piril piril oldugu, doktorlarin insan canlisi davrandiklari, ilaclarin eve teslim edildigi gunler dilegiyle.... Hahahahahahah, sacmalama kuzeeeen...

12.11.2009

Yine EZEL, yine EZEL!

Memlekette sayisini bilmedigim kadar dizi var ama ben yine Ezel harikasindan bahsedecegim. Evet taktim efendim taktim.

Daha once konuyla ilgili yazdigim yazinin ardindan muhtelif ortamlarda bu diziden konusarak vaktimi harcadim. Yetmedi, kutsal bilgi kaynagina baktim. Gizli sayacimdan ziyaretcilerimin google'da Ezel aforizmalari ararken bloguma baktiklarini gordum.
Herkes pek bir seviyor bu diziyi. Benimkisi tamamen nefret ask iliskisinden mutevellit hastalikli bir durum. Gelin gorun ki;hikmetinden sual olunmaz insanim aforizma delisiymis...

Kenan Imirzalioglu bu isi ogrenmis, ona sozum yok. Hele bir: ''Anne ben hic bir suc islemedim.'' deyisi var ki; sayesinde salona gidip anneme sarildim, saka degil.
Kenan Imirzalioglu disindaki tum ana karakterler, sozum size; Bu bir Amerikan filmi degil!
Mesela Eysan'in kocasi, Ezel'in kanlisi eleman; o cakma kiyafet balosunda giydigin drakula kiyafetinin etkisiyle kendini vampir saniyormus gibi yaptin ya hani, olmadi!!!
Ey Ezel'in kanlisinin sicti cafer bez getircisi psikopat; seni izlerken korkmuyorum. Bende hic psikopat intibasi birakmiyorsun. Daha ziyade Prozac'ini almayi unutmus bir memur havasi veriyorsun. Sayende cok guluyorum, saolasin.
Guzelleri guzeli Cansu Dere, sen birak bu isi.
Eysan'in kiz kardesi olacak uyuz kiz, tez zamanda terk-i diyar eyle, biz de rahatlayalim. (Bu kizin hastaligi ne?)
Ezel'in cilekes anasi sanki eskiden daha iyi bir oyuncuydu, bilemiyorum belki de kendisine yazilan rolun dandikliginden kaynaklaniyordur.

Olay kurgusuyla ilgili olarak fazla bir sikayetim yok ve fakat ne zaman Kibris'talar ne zaman Istanbul'a donduler bir turlu yakalayamadik. Orda sanki bir karisiklik var. Amma Ezel'in muslugunun suyunun geldigi yerle ilgili olarak bulduklari cozum son yillarda gordugum en sallamasyon fikirdi. Ayrica aforizmalara verilen dikkat gunluk konusmalarda ne yazik ki yok. Tabii adamlar felegin cemberinden gecmisler binlerce defa, agizlarindan basit bir sey ciktiginda sacmaliyorlar. Koskoca Ezel'in asistani aptal sarisin: ''hic de bileeee'' der mi gevrek gevrek, dedi.

Bu da Ezel'le ilgili son yazim olsun. Ben zaten siyirmisim, en azindan siz kacin kurtulun.