Ben Turkce'nin aslinda ne kadar guzel, zengin bir dil oldugunu reklam yazarligi yaparken anladim. Bir ilanin altina yazi yazarken -ki bunun adi reklamci dilinde ne yazik ki bodycopy'dir- ayni kelimeyi iki kere kullanmamak icin gobegim catlardi. Sonra yavas yavas es anlamli kelimlere, hic kullanmadigim sozcuklere yoneldim. Hem body'leri kurtardim hem de kelime haznem genisledi.
Ama iste canim yurdum medyasi saolsun, insani aptaldan da beter bir halde getiriyor. Aptallik bir durum ne de olsa, yapilacak bir sey yok. Aptalligin beteri hal-i hazirda duzgun olan, tikir tikir giden bir seyin icin etmek.
Medyanin bununla alaksi da programlarda kullanilan Turkce'nin rezilligi. Bir Yemekteyiz fenomeni var farz-i misal. Evet izliyorum kendisini. Sirf sevgi-nefret hastaligim nuksetsin diye. Seviyorum cunku komik. Insanimin televizyona ciktiginda ne hallere geldigini gosteriyor, konusma konusunda ne kadar dar oldugumuzu anlatiyor, guluyorum. Ama tum nefretim de ayni sebeplerden. Cunku kendini sadrazamin sol taraflarinda ikamet ediyormus gibi gostermeye programli insanlarin buna uygun olsun diye abuk sabuk konusmalarina ifrit oluyorum.
''Ben goz karari degil tahminen yaparim yemeklerimi'' dedi kadinin biri gecenlerde. On dakika gulduk, sonra da uzulduk. Kendisinden kadin diye bahsettigimi duysa, kahrindan yataklara duser herhalde, malum artik disi kisminin sifati ''Bayan''.
Zaten milletce cok kibariz artik. Eski kaliplarin hepsi terbiyesiz ilan edildi. Lavabo demediniz mi manasiz bakislar atiliyor suratiniza. Anlamiyorlar ustelik ya da anlamamis gibi yapiyorlar utanacaginizi dusunerek. Kusura bakmayiniz kraliyet mensuplari, biz lavaboya degil tuvalete yani kubura sicariz. O yuzden de mekandan bu sekilde bahsetmeye devam edecegiz.
Orf ve adetlerimizi cilginlar gibi savunan, gelensel degerlerimizin ebedi bekcileri bu insanciklar, konusurken nedense medeniyetin kurucusu gibi davraniyorlar. E komik oluyor o zaman da. Sabah programlarinda durum nedir bilemiyorum, ama beterin beteri var, mutlaka saheserler yaratiliyordur.
Neyse benim telefonumu sarz etmem lazim. Operim.
23.12.2009
24.11.2009
Allah devletime zeval vermesin.
Vermesin tabii, yoksa aylik fiyati 1750 lira degerindeki ilaci nasil bedavaya alabilirdim? Ama mumkunse ceki duzen versin. Mesela SGK'yi soyle guzelcene bir elden gecirsin.
Madem yarattin, takip et isyanlariyla aciyorum gunun konusunu: Devlet hastaneleri sorunsali.
Yasayanlar bilir, devlet hastanelerinin liselerden bir farki yoktur. Orada doktorlar sifatlarina gore ogretmen, mudur yardimcisi ya da mudurdurler.
Kapiyi calmadan iceri giremezsiniz. Fotokopi cektirmek en buyuk zulumdur. Kim kime dumduma bir sistem islediginden randevu denilen olusuma kimse riayet etmez. Hakkinizi aramak isterseniz kovalanirsiniz. Kazara profesorlere ''Hocam'' diye hitap etmezseniz; ciplak geziyormussunuz gibi bakislara maruz kalirsiniz.
Ama en fenasi doktor kaprisi cekmektir.
Soyle ki;
Uc ay onceki sisteme gore bir recetenin gecerli olabilmesi icin uc asamali burokratik bir yol izlemek gerekiyordu:
1.Uzman doktorun receteyi yazmasi ve raporu imzalamasi,
2.Profesorun receteye kase basmasi,
3.Tasdik kurulundaki ne ise yaradigi belli olmayan abinin receteye baska bir kase daha basmasi.
Tum bu asamalardan sonra receteyi yururluge sokma hakkina sahip olabiliyorduk.Ama tabii ki; ilerlemesi kolaymis gibi gorunen bu surec sekteye ugruyor.
Farz-i misal vermek gerekirse hayatimdan bes saat calan hadiseyi paylasmak boynumun borcudur.
Yaz basinda, biten ilaclarimin yenilerini edinmek icin Cerrahpasa'nin yolunu tuttum. Saat 09:30 civari doktorumun kapisinin onunde hazirola gecmistim bile. Yarim saat sonra yakaladigim bir uzman doktordan en masum ve en sirin halimle recetemi yazmasini rica ettim. Saolsun kirmadi, istegim yerine geldi. Bakiniz saolsun diyorum, cunku aslinda bu onun gorevi degil, biz oyle saniyoruz. Arkadas orada amme hizmeti icin bulunuyor dolayisiyla bunun bir lutuf oldugunu unutmayalim, kendilerine ona gore davranalim.
Neyse, yarim saat icinde receteyi alabilmis olmanin sevinciyle, ''Hocanin'' kapisini caldim ve saglik karnemi biraktim. Icimdeki mutlulugu anlatmaya kelimeler yetmez. Rekora kosuyordum, ortalama 40 dakikada o koridorlari terkedebilmenin hakli gururuyla gidecektim ise, dahasi var mi?
Ama gelin gorun ki; olmadi, olamadi...
Once yelkovan ilerlemeye basladi, sonra da akrep. Amanin, galiba yuzumde belirecegini dusundugum hakli gurur ifadesi yalan olacakti. Akrep ilerlemekten yorulmuyordu efendim, saatler geciyordu o koridorda. 11:30 civari, doktorun odasindan cikan hemsire/asistan kadina feryat ederek kaseyi sordum. Aramizdaki konusmayi aynen aktariyorum;
Hemsire: - Doktor Bey su anda receteleri kaselemiyor.
Zipzip: - Sebep?
Hemsire: - Cok sinirli.
Zipzip: - Bu beni ilgilendirmeli mi?
Hemsire: - Cok istiyorsan gir kendin sor.
Bu ipe sapa gelmez, sacmaligiyla Ezel ile yarisabilecek diyalogun ardindan iceri girmeye niyetlendim. Tam o anda, bagirmak diyemeyecegim bir honkurme sesi geldi. Telefonda birisine firca kayiyordu doktor. Tam mudurlere gore bir hareket.
Sonuc itibariyle, ben o hastaneden saat 14:30 da ayrildim. Orada kaybettigim saatler bir yila denk geldiginde Bagkur'a gidip bir yetkiliye - orada yetkili bulmak imkansiz, o konuya baska bir yazida gireriz - : ''Bana kaybolan yillarimi kim geri verecek?'' diye sormak istiyorum.
Ve emin olabilirsiniz ki; olur da hayatim boyunca bir MS ilaci kullanirsam, o koridorlarda gecen vakit yillara denk gelecek.
Tazecik guldum, Cerrahpasa koridorunda soldum, ama allah beterinden saklasin...
Gelegece umutla baktiginiz, hastanelerin piril piril oldugu, doktorlarin insan canlisi davrandiklari, ilaclarin eve teslim edildigi gunler dilegiyle.... Hahahahahahah, sacmalama kuzeeeen...
Madem yarattin, takip et isyanlariyla aciyorum gunun konusunu: Devlet hastaneleri sorunsali.
Yasayanlar bilir, devlet hastanelerinin liselerden bir farki yoktur. Orada doktorlar sifatlarina gore ogretmen, mudur yardimcisi ya da mudurdurler.
Kapiyi calmadan iceri giremezsiniz. Fotokopi cektirmek en buyuk zulumdur. Kim kime dumduma bir sistem islediginden randevu denilen olusuma kimse riayet etmez. Hakkinizi aramak isterseniz kovalanirsiniz. Kazara profesorlere ''Hocam'' diye hitap etmezseniz; ciplak geziyormussunuz gibi bakislara maruz kalirsiniz.
Ama en fenasi doktor kaprisi cekmektir.
Soyle ki;
Uc ay onceki sisteme gore bir recetenin gecerli olabilmesi icin uc asamali burokratik bir yol izlemek gerekiyordu:
1.Uzman doktorun receteyi yazmasi ve raporu imzalamasi,
2.Profesorun receteye kase basmasi,
3.Tasdik kurulundaki ne ise yaradigi belli olmayan abinin receteye baska bir kase daha basmasi.
Tum bu asamalardan sonra receteyi yururluge sokma hakkina sahip olabiliyorduk.Ama tabii ki; ilerlemesi kolaymis gibi gorunen bu surec sekteye ugruyor.
Farz-i misal vermek gerekirse hayatimdan bes saat calan hadiseyi paylasmak boynumun borcudur.
Yaz basinda, biten ilaclarimin yenilerini edinmek icin Cerrahpasa'nin yolunu tuttum. Saat 09:30 civari doktorumun kapisinin onunde hazirola gecmistim bile. Yarim saat sonra yakaladigim bir uzman doktordan en masum ve en sirin halimle recetemi yazmasini rica ettim. Saolsun kirmadi, istegim yerine geldi. Bakiniz saolsun diyorum, cunku aslinda bu onun gorevi degil, biz oyle saniyoruz. Arkadas orada amme hizmeti icin bulunuyor dolayisiyla bunun bir lutuf oldugunu unutmayalim, kendilerine ona gore davranalim.
Neyse, yarim saat icinde receteyi alabilmis olmanin sevinciyle, ''Hocanin'' kapisini caldim ve saglik karnemi biraktim. Icimdeki mutlulugu anlatmaya kelimeler yetmez. Rekora kosuyordum, ortalama 40 dakikada o koridorlari terkedebilmenin hakli gururuyla gidecektim ise, dahasi var mi?
Ama gelin gorun ki; olmadi, olamadi...
Once yelkovan ilerlemeye basladi, sonra da akrep. Amanin, galiba yuzumde belirecegini dusundugum hakli gurur ifadesi yalan olacakti. Akrep ilerlemekten yorulmuyordu efendim, saatler geciyordu o koridorda. 11:30 civari, doktorun odasindan cikan hemsire/asistan kadina feryat ederek kaseyi sordum. Aramizdaki konusmayi aynen aktariyorum;
Hemsire: - Doktor Bey su anda receteleri kaselemiyor.
Zipzip: - Sebep?
Hemsire: - Cok sinirli.
Zipzip: - Bu beni ilgilendirmeli mi?
Hemsire: - Cok istiyorsan gir kendin sor.
Bu ipe sapa gelmez, sacmaligiyla Ezel ile yarisabilecek diyalogun ardindan iceri girmeye niyetlendim. Tam o anda, bagirmak diyemeyecegim bir honkurme sesi geldi. Telefonda birisine firca kayiyordu doktor. Tam mudurlere gore bir hareket.
Sonuc itibariyle, ben o hastaneden saat 14:30 da ayrildim. Orada kaybettigim saatler bir yila denk geldiginde Bagkur'a gidip bir yetkiliye - orada yetkili bulmak imkansiz, o konuya baska bir yazida gireriz - : ''Bana kaybolan yillarimi kim geri verecek?'' diye sormak istiyorum.
Ve emin olabilirsiniz ki; olur da hayatim boyunca bir MS ilaci kullanirsam, o koridorlarda gecen vakit yillara denk gelecek.
Tazecik guldum, Cerrahpasa koridorunda soldum, ama allah beterinden saklasin...
Gelegece umutla baktiginiz, hastanelerin piril piril oldugu, doktorlarin insan canlisi davrandiklari, ilaclarin eve teslim edildigi gunler dilegiyle.... Hahahahahahah, sacmalama kuzeeeen...
12.11.2009
Yine EZEL, yine EZEL!
Memlekette sayisini bilmedigim kadar dizi var ama ben yine Ezel harikasindan bahsedecegim. Evet taktim efendim taktim.
Daha once konuyla ilgili yazdigim yazinin ardindan muhtelif ortamlarda bu diziden konusarak vaktimi harcadim. Yetmedi, kutsal bilgi kaynagina baktim. Gizli sayacimdan ziyaretcilerimin google'da Ezel aforizmalari ararken bloguma baktiklarini gordum.
Herkes pek bir seviyor bu diziyi. Benimkisi tamamen nefret ask iliskisinden mutevellit hastalikli bir durum. Gelin gorun ki;hikmetinden sual olunmaz insanim aforizma delisiymis...
Kenan Imirzalioglu bu isi ogrenmis, ona sozum yok. Hele bir: ''Anne ben hic bir suc islemedim.'' deyisi var ki; sayesinde salona gidip anneme sarildim, saka degil.
Kenan Imirzalioglu disindaki tum ana karakterler, sozum size; Bu bir Amerikan filmi degil!
Mesela Eysan'in kocasi, Ezel'in kanlisi eleman; o cakma kiyafet balosunda giydigin drakula kiyafetinin etkisiyle kendini vampir saniyormus gibi yaptin ya hani, olmadi!!!
Ey Ezel'in kanlisinin sicti cafer bez getircisi psikopat; seni izlerken korkmuyorum. Bende hic psikopat intibasi birakmiyorsun. Daha ziyade Prozac'ini almayi unutmus bir memur havasi veriyorsun. Sayende cok guluyorum, saolasin.
Guzelleri guzeli Cansu Dere, sen birak bu isi.
Eysan'in kiz kardesi olacak uyuz kiz, tez zamanda terk-i diyar eyle, biz de rahatlayalim. (Bu kizin hastaligi ne?)
Ezel'in cilekes anasi sanki eskiden daha iyi bir oyuncuydu, bilemiyorum belki de kendisine yazilan rolun dandikliginden kaynaklaniyordur.
Olay kurgusuyla ilgili olarak fazla bir sikayetim yok ve fakat ne zaman Kibris'talar ne zaman Istanbul'a donduler bir turlu yakalayamadik. Orda sanki bir karisiklik var. Amma Ezel'in muslugunun suyunun geldigi yerle ilgili olarak bulduklari cozum son yillarda gordugum en sallamasyon fikirdi. Ayrica aforizmalara verilen dikkat gunluk konusmalarda ne yazik ki yok. Tabii adamlar felegin cemberinden gecmisler binlerce defa, agizlarindan basit bir sey ciktiginda sacmaliyorlar. Koskoca Ezel'in asistani aptal sarisin: ''hic de bileeee'' der mi gevrek gevrek, dedi.
Bu da Ezel'le ilgili son yazim olsun. Ben zaten siyirmisim, en azindan siz kacin kurtulun.
Daha once konuyla ilgili yazdigim yazinin ardindan muhtelif ortamlarda bu diziden konusarak vaktimi harcadim. Yetmedi, kutsal bilgi kaynagina baktim. Gizli sayacimdan ziyaretcilerimin google'da Ezel aforizmalari ararken bloguma baktiklarini gordum.
Herkes pek bir seviyor bu diziyi. Benimkisi tamamen nefret ask iliskisinden mutevellit hastalikli bir durum. Gelin gorun ki;hikmetinden sual olunmaz insanim aforizma delisiymis...
Kenan Imirzalioglu bu isi ogrenmis, ona sozum yok. Hele bir: ''Anne ben hic bir suc islemedim.'' deyisi var ki; sayesinde salona gidip anneme sarildim, saka degil.
Kenan Imirzalioglu disindaki tum ana karakterler, sozum size; Bu bir Amerikan filmi degil!
Mesela Eysan'in kocasi, Ezel'in kanlisi eleman; o cakma kiyafet balosunda giydigin drakula kiyafetinin etkisiyle kendini vampir saniyormus gibi yaptin ya hani, olmadi!!!
Ey Ezel'in kanlisinin sicti cafer bez getircisi psikopat; seni izlerken korkmuyorum. Bende hic psikopat intibasi birakmiyorsun. Daha ziyade Prozac'ini almayi unutmus bir memur havasi veriyorsun. Sayende cok guluyorum, saolasin.
Guzelleri guzeli Cansu Dere, sen birak bu isi.
Eysan'in kiz kardesi olacak uyuz kiz, tez zamanda terk-i diyar eyle, biz de rahatlayalim. (Bu kizin hastaligi ne?)
Ezel'in cilekes anasi sanki eskiden daha iyi bir oyuncuydu, bilemiyorum belki de kendisine yazilan rolun dandikliginden kaynaklaniyordur.
Olay kurgusuyla ilgili olarak fazla bir sikayetim yok ve fakat ne zaman Kibris'talar ne zaman Istanbul'a donduler bir turlu yakalayamadik. Orda sanki bir karisiklik var. Amma Ezel'in muslugunun suyunun geldigi yerle ilgili olarak bulduklari cozum son yillarda gordugum en sallamasyon fikirdi. Ayrica aforizmalara verilen dikkat gunluk konusmalarda ne yazik ki yok. Tabii adamlar felegin cemberinden gecmisler binlerce defa, agizlarindan basit bir sey ciktiginda sacmaliyorlar. Koskoca Ezel'in asistani aptal sarisin: ''hic de bileeee'' der mi gevrek gevrek, dedi.
Bu da Ezel'le ilgili son yazim olsun. Ben zaten siyirmisim, en azindan siz kacin kurtulun.
2.11.2009
Millattan Sonra 2. Yil
Hey gidi hey... Bir 29 ekim gunuydu, yurdum alisveris merkezlerinden birinde avare avare dolaniyorduk Burcucumla. Boyunda sinir sikisinca parmaklar da uyusurmus diye rivayetler oldugundan dem vurarak kasa sirasina girecektik. O anda yuzumde hos bir sicaklik hissettim; cok begendigim bir adami gormusum de heyecandan kizarmisim gibi. Ama nerdeee? Yanagimi bir elledim, elledigimi hissedemedim.
Iste o an bu geyik bunye, bu ipe sapa gelmez islerin insani kucumen zipzip cildirdi. Elimdekileri firlatarak dukkandan ciktigimizi hatirliyorum. Sonrasi malum; her internet cocugu gibi saglik sitelerinde arastirma yapmalar, allahim beynimde tumor olabilir nidalariyla panik ataklara vize cikartmalar falan filan...
Ilerleyen gunlerde bilindik sonla yuzlestigmizde hissettiklerimi anlatmam zaten imkansiz. Hem sok olmustum hem de hic sasirmamistim aslinda. Aptala malum olur derler ya, o hesap... Insan bedeninde bu denli bir terslik oldugunda bir sekilde hissediyor, ilginc.
Duse kalka 2 yili geride biraktim. Bazen vucudugumun beni hayal kirikligina ugrattigini hissettim, kimi zaman da bazi seylerin insanin hayatina yeni anlamlar yukledigini dusundum. Su aralar MS'in umurumda olmadigi bir donemdeyim. Ama tabii ki unutmak imkansiz, malum; insanin bir evlendigi gun, bir de teshisinin konuldugu gun :)
Ben iyiyim, daha da iyi olacagim. En kotu bu gecen yilki gibi olurum, o da beni bozmaz.
Geyiginiz bol olsun.
Iste o an bu geyik bunye, bu ipe sapa gelmez islerin insani kucumen zipzip cildirdi. Elimdekileri firlatarak dukkandan ciktigimizi hatirliyorum. Sonrasi malum; her internet cocugu gibi saglik sitelerinde arastirma yapmalar, allahim beynimde tumor olabilir nidalariyla panik ataklara vize cikartmalar falan filan...
Ilerleyen gunlerde bilindik sonla yuzlestigmizde hissettiklerimi anlatmam zaten imkansiz. Hem sok olmustum hem de hic sasirmamistim aslinda. Aptala malum olur derler ya, o hesap... Insan bedeninde bu denli bir terslik oldugunda bir sekilde hissediyor, ilginc.
Duse kalka 2 yili geride biraktim. Bazen vucudugumun beni hayal kirikligina ugrattigini hissettim, kimi zaman da bazi seylerin insanin hayatina yeni anlamlar yukledigini dusundum. Su aralar MS'in umurumda olmadigi bir donemdeyim. Ama tabii ki unutmak imkansiz, malum; insanin bir evlendigi gun, bir de teshisinin konuldugu gun :)
Ben iyiyim, daha da iyi olacagim. En kotu bu gecen yilki gibi olurum, o da beni bozmaz.
Geyiginiz bol olsun.
30.10.2009
Vatandas kendine gel!
Facebook saolsun, sayesinde Turkiye'nin en iyi liselerinden mezun olmus taaaa Fransalarda Amerikalarda okumus bir cok kisinin en asil politik duygularin insanlari oldugunu ogrendim.
Ermenistan ile atilan imzalar, dagdan inen teroristler derken uzerine de 29 Ekim Cumhuriyet Bayrami gelince sanal cemaat galeyana geldi. Darbe saksakciligindan, ''tek dil tek bayrak kabul etmeyen varsa defolsun gitsin''lere varan nice isyan cumleleri.
Bu vatan millet sakarya anlayisinin altindaki seriat korkusunun, askeri yikma cabalariyla yanip tutustugu dusunulen ulke partilerinden kaynaklandiginin farkindayim.
Ama; ''bugun sevinmek kutlama yapmak aslinda ne kadar dogru bilmiyorum.. dagdan inen teroristler icin bayram yapilirken sehitlerimiz unutuluyor, ataturkcu dusunce dernegi uyeleri polis tarafindan coplaniyor gozaltina aliniyor.. ama az kaldi, kurtulus gunumuz yakindir dayan Turkiyem!! '' diyerek bu islerin hic biri duzelmez. Hele hele ihtilallerden medet umarak hic olmaz. 20 yilda bir gecmiste yapilan hatalari, ulke tarihine kara lekeler surerek silemezsiniz. Silmis olsaydiniz 3.sunun gerektigini dusunmezdiniz.
Ataturkcu dusunce derneginin basina gelenlerden bu kadar rahatsizsan, dagdan inen teroristlere bu kadar kizginsan sorum sana ve senin gibilere facebook kullanicisi:
20 yildir ince ince calisarak alt yapisini hazirlayan bu iktidar parti ve turevleri kucuk ama saglam adimlarla geldi buralara. Butun bunlar olurken sen bebektin peki de, anan baban neredeydi? Bu kadar guclu duygular icerisindeysen eger, neden bilgisayar basindasin da diger dernek uyeleriyle coplanmiyorsun? Ekonomi kararli saglam gidiyor diye iktidar partiye oy verip, sonra politikasini begenmezsen kimseye tek bir soz soyleme hakkin olmaz.
Benim de isyanim budur sayin okuyucu, bu ulke insani her daim beyin gocunden muzdarip oldugunu soyler durur. Burada hakettigini bulamayan nice insan gavur ellerde basariyi yakalmistir. Dogrudur basarinin onunu kesmek gibi, basariyi cezalandirmak gibi kotu bir huyu var Turkiyemin. Ama bence daha da kotusu beyin israfidir. (Israf olan beyinlerden biri de benimki)
Eger bugun birseylerden sikayetciysek bu bizim sucumuzdur. Sadece soylendigimiz ama hic bir sey yapmadigimiz icin. Ozal donemi cocuklari olup populer egilimlerin disinda fikirlere sahip olmayi beceremedik bir turlu. Evimizde baskici zihniyetleri makul hatta gerekli goren ailelerle buyuyup bunu sorgulama ihtiyaci hissetmemek kadar cahil bir durum daha olamaz herhalde. Ve en kotusu hala imparatorluktan cumhuriyete gecis donemindeki zihniyete takilip farkli her sesi catlak olarak gormek ve onu yoketmeye calismak.
Her seyin bu kadar basit ve hippi kafasiyla degisecegini sanacak kadar naif degilim. Velhasil Taksim'de adam sallandirmakla, ''Vatandas Turkce Konus!'' mantgiyla, bu sansurcu baskici kafayla hayal edilen Turkiye'ye kavusulamaz. Gun gelir devran doner, bir ihtilal olur bir bakmissin seni beni atmislar iceri farkli dusundugumuz icin.
Ermenistan ile atilan imzalar, dagdan inen teroristler derken uzerine de 29 Ekim Cumhuriyet Bayrami gelince sanal cemaat galeyana geldi. Darbe saksakciligindan, ''tek dil tek bayrak kabul etmeyen varsa defolsun gitsin''lere varan nice isyan cumleleri.
Bu vatan millet sakarya anlayisinin altindaki seriat korkusunun, askeri yikma cabalariyla yanip tutustugu dusunulen ulke partilerinden kaynaklandiginin farkindayim.
Ama; ''bugun sevinmek kutlama yapmak aslinda ne kadar dogru bilmiyorum.. dagdan inen teroristler icin bayram yapilirken sehitlerimiz unutuluyor, ataturkcu dusunce dernegi uyeleri polis tarafindan coplaniyor gozaltina aliniyor.. ama az kaldi, kurtulus gunumuz yakindir dayan Turkiyem!! '' diyerek bu islerin hic biri duzelmez. Hele hele ihtilallerden medet umarak hic olmaz. 20 yilda bir gecmiste yapilan hatalari, ulke tarihine kara lekeler surerek silemezsiniz. Silmis olsaydiniz 3.sunun gerektigini dusunmezdiniz.
Ataturkcu dusunce derneginin basina gelenlerden bu kadar rahatsizsan, dagdan inen teroristlere bu kadar kizginsan sorum sana ve senin gibilere facebook kullanicisi:
20 yildir ince ince calisarak alt yapisini hazirlayan bu iktidar parti ve turevleri kucuk ama saglam adimlarla geldi buralara. Butun bunlar olurken sen bebektin peki de, anan baban neredeydi? Bu kadar guclu duygular icerisindeysen eger, neden bilgisayar basindasin da diger dernek uyeleriyle coplanmiyorsun? Ekonomi kararli saglam gidiyor diye iktidar partiye oy verip, sonra politikasini begenmezsen kimseye tek bir soz soyleme hakkin olmaz.
Benim de isyanim budur sayin okuyucu, bu ulke insani her daim beyin gocunden muzdarip oldugunu soyler durur. Burada hakettigini bulamayan nice insan gavur ellerde basariyi yakalmistir. Dogrudur basarinin onunu kesmek gibi, basariyi cezalandirmak gibi kotu bir huyu var Turkiyemin. Ama bence daha da kotusu beyin israfidir. (Israf olan beyinlerden biri de benimki)
Eger bugun birseylerden sikayetciysek bu bizim sucumuzdur. Sadece soylendigimiz ama hic bir sey yapmadigimiz icin. Ozal donemi cocuklari olup populer egilimlerin disinda fikirlere sahip olmayi beceremedik bir turlu. Evimizde baskici zihniyetleri makul hatta gerekli goren ailelerle buyuyup bunu sorgulama ihtiyaci hissetmemek kadar cahil bir durum daha olamaz herhalde. Ve en kotusu hala imparatorluktan cumhuriyete gecis donemindeki zihniyete takilip farkli her sesi catlak olarak gormek ve onu yoketmeye calismak.
Her seyin bu kadar basit ve hippi kafasiyla degisecegini sanacak kadar naif degilim. Velhasil Taksim'de adam sallandirmakla, ''Vatandas Turkce Konus!'' mantgiyla, bu sansurcu baskici kafayla hayal edilen Turkiye'ye kavusulamaz. Gun gelir devran doner, bir ihtilal olur bir bakmissin seni beni atmislar iceri farkli dusundugumuz icin.
27.10.2009
Sen her sabah Omer uyanip, Ezel kalkmak nedir bilir misin?
Az biraz takip ediliyorsam eger, geyiklerden geyik begenemedigim, onemsiz islere onemli derecede sardigim anlasilmistir. Bunu cok da garip karsilamamak gerek, ne de olsa dunyayi kurtarmaya meyilli ya da felsefi acilimlarin insani degilim.
Bu girizgahtan da rahatlikla anlasilacagi uzere yine geyik bir konuya; dizi dunyasina parmak basmak istiyorum bugun.
Oncelikle belirtmek isterim ki; ben bu dizi izleme isine yillarimi verdim, dolayisiyla bu isten anlarim, imkan taninsa tez yazar, doktorami bile yaparim. (Bilenler bilir; boyle ozguven dolu cumleler kurmak bana gore degil, anlayin ne kadar iddialiyim bu konuda:) )
Velhasil yerli mali dizi dunyasina el surmemistim pek, her yil bir bilemedin iki tane dizim olurdu takip ettigim. Ama her sey 2 ay once degisti. Ben bir kukumav kusu oldum ve dizi adi altinda yayinlanan uzun metraj filmleri izlemeye basladim.
Soyleyecek o kadar cok seyim var ki; icimde yanan atesi anlatmaya kalbiniz kadar temiz bu sayfalar yetmez. Ama bir tanesi var; ondan bahsetmemek ayip, hata hatta gunah.
O bir Godfather, o bir Kurtlar Vadisi, o bir Monte Cristo Kontu,o bir Prison Break, o EZEL.
.jpg)
Izlerken sinirlenip, izlemedigimde merak ettigim, beni sizofren duygularimla yuzlestiren bu muhtesem intikam macerasinin senaryosundaki aksakliklardan, hic bir akla mantiga sigmayan karakterlerden, her hafta net 90-95 dakika cekim yapmaktan follos olmus oyunculuklardan bahsetmek benim bile haddim degil. Ama sunu soylemeliyim ki; EZEL izlemekten aforizma delisi oldum ciktim. Bir filmde veyahut dizide toplam kac tane ozlu, derin anlamli soz olur? Ben diyeyim iki siz deyin bes. EZEL her agzini actiginda hayat dersi veriyor bize sevgili okuyucular. Sadece o degil, tum kadro ayni dertten muzdarip. Bir ahali bu kadar mi felsefi, bu kadar mi icli olur ey allahim?! Bu nasil bir felek ki ev halkinin kahvalti etmesi keyiften cok bir dram. Hep bir mecaz, hep bir benzetme; kah bir koprunun ortasindalar, kah hayat onlara oyun oynuyor.
Peki siz hic asik oldunuz mu okuyucular? Yoksa cok mu sevdiniz? Intikam atesiyle kavrulurken iciniz, sevdiceginizin kardesini duduklemeye calistiniz mi hic? Hayat guvenmemek icin cok mu kisa gercekten? Kaderiniz olan aşka değil de aşkıyla kaderinizi değiştirene ictiniz mi?
Ben bu sorular icinde boguluyorum. Bir turlu cevabini bulamadigim icin her bolumunu izliyorum. Yapmayayim etmeyeyim diyorum olmuyor.
Just when I thought I was out, they pull me back in...
Not: Muhtesem bir Ask-i Memnu yorumu icin n'ooolur okuyun:
http://hayatiminerkegi.blogspot.com/2009/10/ask-mdan-memnu-un-musun.html
Bu girizgahtan da rahatlikla anlasilacagi uzere yine geyik bir konuya; dizi dunyasina parmak basmak istiyorum bugun.
Oncelikle belirtmek isterim ki; ben bu dizi izleme isine yillarimi verdim, dolayisiyla bu isten anlarim, imkan taninsa tez yazar, doktorami bile yaparim. (Bilenler bilir; boyle ozguven dolu cumleler kurmak bana gore degil, anlayin ne kadar iddialiyim bu konuda:) )
Velhasil yerli mali dizi dunyasina el surmemistim pek, her yil bir bilemedin iki tane dizim olurdu takip ettigim. Ama her sey 2 ay once degisti. Ben bir kukumav kusu oldum ve dizi adi altinda yayinlanan uzun metraj filmleri izlemeye basladim.
Soyleyecek o kadar cok seyim var ki; icimde yanan atesi anlatmaya kalbiniz kadar temiz bu sayfalar yetmez. Ama bir tanesi var; ondan bahsetmemek ayip, hata hatta gunah.
O bir Godfather, o bir Kurtlar Vadisi, o bir Monte Cristo Kontu,o bir Prison Break, o EZEL.
.jpg)
Izlerken sinirlenip, izlemedigimde merak ettigim, beni sizofren duygularimla yuzlestiren bu muhtesem intikam macerasinin senaryosundaki aksakliklardan, hic bir akla mantiga sigmayan karakterlerden, her hafta net 90-95 dakika cekim yapmaktan follos olmus oyunculuklardan bahsetmek benim bile haddim degil. Ama sunu soylemeliyim ki; EZEL izlemekten aforizma delisi oldum ciktim. Bir filmde veyahut dizide toplam kac tane ozlu, derin anlamli soz olur? Ben diyeyim iki siz deyin bes. EZEL her agzini actiginda hayat dersi veriyor bize sevgili okuyucular. Sadece o degil, tum kadro ayni dertten muzdarip. Bir ahali bu kadar mi felsefi, bu kadar mi icli olur ey allahim?! Bu nasil bir felek ki ev halkinin kahvalti etmesi keyiften cok bir dram. Hep bir mecaz, hep bir benzetme; kah bir koprunun ortasindalar, kah hayat onlara oyun oynuyor.
Peki siz hic asik oldunuz mu okuyucular? Yoksa cok mu sevdiniz? Intikam atesiyle kavrulurken iciniz, sevdiceginizin kardesini duduklemeye calistiniz mi hic? Hayat guvenmemek icin cok mu kisa gercekten? Kaderiniz olan aşka değil de aşkıyla kaderinizi değiştirene ictiniz mi?
Ben bu sorular icinde boguluyorum. Bir turlu cevabini bulamadigim icin her bolumunu izliyorum. Yapmayayim etmeyeyim diyorum olmuyor.
Just when I thought I was out, they pull me back in...
Not: Muhtesem bir Ask-i Memnu yorumu icin n'ooolur okuyun:
http://hayatiminerkegi.blogspot.com/2009/10/ask-mdan-memnu-un-musun.html
19.10.2009
Saglam kafa sadece saglam vucutta mi bulunur?
Kac zamandir Ask-i Memnu gibi, Michael Jackson'un olumu gibi cok onemli(!) dunya meselelerine parmak basmaktan, blogun asil amacindan saptigini gordum.
Bu vesileyle bugunku dersimiz MS'li bunyeler ve depresyon.
Efendim, eylul ayi itibariyle siddetli zirlama nobetleri vesilesiye bir profesyonelle gorusmeye basladim. Soyle guzel bir yataga uzanip cocukluguma inecegimizi saniyordum -aslinda indik de sayilir-, yanilmisim. Karsilikli acik oturum formatinda bir gorusme gerceklestirdik.
Cikmaya yakin en korktugum sey basima geldi ve doktorum bana antidepresan yazdi. Caaanim norologum Akselim Sivam da vermisti bir antidepresan vakt-i zamaninda ama ben almayi reddetmistim. Cunku hastane koridorunda, bakkal defterine yazilan siparis kivaminda bir receteden randiman alabilecegime inanmiyordum.
Ama psikiyatr verince is ciddiye bindi dogal olarak. Basa gelen cekilir diyerek ilaci satin aldim ve bir sabah sonra kullanmaya basladim.
Yaklasik bir bucuk aydir kullandigim bu saheste ilacin bir numarali hayranyim artik. Reklamini yaparim, dagitcisi olurum, komisyon istemem.
Adi Efexor. Seker gibi pembis pembis bir hap. Basladigim ilk uc gunde asik etti beni kendisine. Once biraz leylaydim askimdan. Kisa surede askimiz sevgiye donustu, ben de kendime geldim. Artik duzeyli, mantikli bir iliskimiz var. Beni seviyor, beni degistiriyor ve gelistiriyor. Ustelik MS sebepli agri, yorgunluk gibi dertlerime derman oluyor.
Eger bir gun giderse, sefil olur muyum diye dusunmeden edemiyorum. Ama doktorum hayatimiza giren her seyin bir amaci oldugunu soyluyor. Iyi yonlerini gormemi, bana kattiklari icin ona tesekkur etmemi ve onu mutlulukla hatirlamami tavsiye diyor. Onu cok seviyorum ama serbest biraktigimda geri gelmesini istemiyorum. Varsin o beni sevmesin. Benim askim ikimize de yeter...
Kissadan hisse: Efexor'u kullanmaya baslamadan once, internette tonlarca kotu yorum okudum. Yan etkilerinin kotulukleri, birakinca yasananlar ya da nasil ise yaramadigiyla ilgili. Bu sayede bir kez daha anladim ki; konu ne olursa olsun ilaclar her insanda farkli etkiler yaratiyor. O yuzden ''ben antidepresan kullanmam, bu ilac igrenc, ben deli degilim'' ve turevleri gibi dusuncelere hic gerek yok. MS icin igneler kullandigimiz gibi kafadaki kisa devreler icin de ilac kullanmak cok normal. Ayrica bu bizim en dogal hakkimiz, zaten bin tane derdimiz var ustelik bir de MS'imiz var.
Bu vesileyle bugunku dersimiz MS'li bunyeler ve depresyon.
Efendim, eylul ayi itibariyle siddetli zirlama nobetleri vesilesiye bir profesyonelle gorusmeye basladim. Soyle guzel bir yataga uzanip cocukluguma inecegimizi saniyordum -aslinda indik de sayilir-, yanilmisim. Karsilikli acik oturum formatinda bir gorusme gerceklestirdik.
Cikmaya yakin en korktugum sey basima geldi ve doktorum bana antidepresan yazdi. Caaanim norologum Akselim Sivam da vermisti bir antidepresan vakt-i zamaninda ama ben almayi reddetmistim. Cunku hastane koridorunda, bakkal defterine yazilan siparis kivaminda bir receteden randiman alabilecegime inanmiyordum.
Ama psikiyatr verince is ciddiye bindi dogal olarak. Basa gelen cekilir diyerek ilaci satin aldim ve bir sabah sonra kullanmaya basladim.
Yaklasik bir bucuk aydir kullandigim bu saheste ilacin bir numarali hayranyim artik. Reklamini yaparim, dagitcisi olurum, komisyon istemem.
Adi Efexor. Seker gibi pembis pembis bir hap. Basladigim ilk uc gunde asik etti beni kendisine. Once biraz leylaydim askimdan. Kisa surede askimiz sevgiye donustu, ben de kendime geldim. Artik duzeyli, mantikli bir iliskimiz var. Beni seviyor, beni degistiriyor ve gelistiriyor. Ustelik MS sebepli agri, yorgunluk gibi dertlerime derman oluyor.
Eger bir gun giderse, sefil olur muyum diye dusunmeden edemiyorum. Ama doktorum hayatimiza giren her seyin bir amaci oldugunu soyluyor. Iyi yonlerini gormemi, bana kattiklari icin ona tesekkur etmemi ve onu mutlulukla hatirlamami tavsiye diyor. Onu cok seviyorum ama serbest biraktigimda geri gelmesini istemiyorum. Varsin o beni sevmesin. Benim askim ikimize de yeter...
Kissadan hisse: Efexor'u kullanmaya baslamadan once, internette tonlarca kotu yorum okudum. Yan etkilerinin kotulukleri, birakinca yasananlar ya da nasil ise yaramadigiyla ilgili. Bu sayede bir kez daha anladim ki; konu ne olursa olsun ilaclar her insanda farkli etkiler yaratiyor. O yuzden ''ben antidepresan kullanmam, bu ilac igrenc, ben deli degilim'' ve turevleri gibi dusuncelere hic gerek yok. MS icin igneler kullandigimiz gibi kafadaki kisa devreler icin de ilac kullanmak cok normal. Ayrica bu bizim en dogal hakkimiz, zaten bin tane derdimiz var ustelik bir de MS'imiz var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)